Sözler, Şiirler ve Yazılar


İslam bir barış dinidir..


İslamın diğer güzelliği ise kendisini bir barış yolu olduğunu ifade etmesidir. Güzel ahlak ile donatılmış bir din olduğu için onun hakkında zerre kötülük yani bir savaşçı, hiçbir sebeb yokken vurup kıran, dağıtan bir ruha sahip olması düşünmek mümkün değildir. İslam dini zaten kötülük ile donatılmış bu kaynaklara karşıdır. İnsanın yapmasını ve yaptırmasını yasaklamaktadır. Yapıldığı takdirde cezalandıracağı beyan etmektedir. Başta Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellim, Ehli Beyti, Sahabe Efendilerimiz ve onun izinden giden Alimlerimiz, Salihlerimiz, büyüklerimiz olan Atalarımız bu kutsal dava için mücadele edip fethettikleri topraklarda ve  hakim olduğu bölgelerde, bu iznin peşinden giderek, ona canı gönülden bağlanarak ve ona uyarak sadece yaşadığı memleketlerinde değil bütün dünyaya Allahın izniyle huzuru sağlamışlardır. Daha güçlü görünmek, çok servet, büyük saltanat sahibi olmak için değil sırf Allah rızası için savaşarak canıyla ve malıyla cihad etmişlerdir. Hak dinini yaşayanı Allahu Teala Hazretleri barışı, bereketi, rahmeti, hayrı ve ne varsa bütün güzellikleri temenni eder. Onun kanuna ve emrine göre hareket edildiğine insanlık huzuru ve saadeti iki cihanda yaşar biiznillah. İslam kelimesini baktığımızda arapça bir kelimedir ve barış kelimesi ile eş değerdir. Bu yüzden de biri çıkıp derse ‘’İslam bir tehlikedir’’ veya ‘’Islam kötü bir yoldur’’. Hiç şüphe yok ki o kişi yalan söylemiş olur. İslam insanın iyiliğini isterken onun hakkında ‘’İnsanın kötülüğünü ister’’ diyerek iddia da bulunmak ona karşı iftira edilmiş olur. Bunu söyleyen ya islamı bilmiyor veyahut islamı biliyor ama ona karşı kin besliyor. 


Şimdi ayetlerle İslamın barış dini olduğunu gelin hep birlikte şahit olalım:



Allahu Teala Hazretleri buyurdular ki:


‘’Ey iman edenler, hepiniz topluca ‘’barış ve güvenliğe’’ (Silm’e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.’’   


Bakara Suresi, 208. Ayeti


Allahu Teala Hazretleri başka bir dine değil islam dinine girmemizi emretmiştir. Onu ise barış ve güvenlik olarak nitelemiştir. Barış ve güvenlik olan bir yerde huzur ve saadet olur. O da ancak ve ancak Allahın yolu olan İslam ile mümkündür. İslamı Allah'ın ve Resulüne rızasına göre yaşarsak hedefimize ulaşırız. Dinsiz ve başka bir dine mensup olan ‘’Biz İslama uymayız. Kendi yolumuzu kendimiz çizeriz.’’ veyahut ‘’Biz bu yolu daha doğru buluruz.’’ diye düşünerek hak yoldan ayrıldılar. Kimisi ‘’haşa’’ Cenabı Hakkın yanına bir veya iki İlah daha eklediler, kimisi temeli sağlam olmayan ideolojilere yöneldiler. Böylelikle hem kendilerini hem de nice insanları felaketlere sürüklediler. İşte Cenabı Hakkın yolundan uzak duranlar ister istemez şeytanın ağına yakalanabilir. Ağına bir yakalandı mı, efendisi bizzat şeytan olur. O ise doğruyu yanlış, yanlışı doğru olarak gösterir. Rabbimizin yolundan dışında mutluluk aramak ıssız bir çölde, kimsenin olmadığı bir yerde mutluluk aramak gibidir. Orada insanoğlu mesut olabilir mi? Aradığını bulabilir mi? Arzuladığı bir şeye kavuşabilir mi?



Bakara Suresi, 208. Ayetin tefsirini Taberi şöyle dile getirmiştir;


‘’Ey iman edenler, hep birlikte İslam'a girin ve şeriatın koymuş olduğu bütün hükümleri yaşayın. Şeytanın yollarına ve izlerine tabi olmayın. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Onun, hakkınızdaki düşmanlığı apaçık ortadadır.

Ayette geçen ve ‘’itaat’’ diye tercüme edilen ‘’Silm’’ kelimesi, bir kısım müfessirler tarafından ‘’İslam’’ diye izah edilmiş ve onlar, ayetin manasının: ‘’Bir kısmınız değil hepiniz birlikte İslam'a girin.’’ demek olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Yahudilerden bir kısmı İslama girmiş diğer bir kısmı Müslümanlığı kabul etmemekte diretmişlerdir.


Bunlara göre ayet-i kerime, herkesin hep birlikte İslam'a girmeleri gerektiğini beyan etmektedir. Mücahid, Katade, Süddi, İbn-i Zeyd, Dehhak ve İbn-i Abbas bu görüştedirler, Taberi de bu görüşü tercih etmiştir.


Diğer bir kısım alimler ise ‘’Silm’’ kelimesini ‘’İtaat’’ olarak izah etmişler ve ayetin manasının ‘’Hep birlikte itaata girin’’ demek olduğunu söylermişlerdir.

Ebul Aliye ve Rebi’ b. Enes bu görüştedirler.


Diğer bazı alimler ‘’Silm’’ kelimesini ‘’Barış’’ olarak izah etmişler ve ayetin manasının; ‘’Hep birlikte barışa girin’’ demek olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşte Katadeden nakledilmektedir.


Müfessirler bu ayette, İslam’a girmeye veya itaat etmeye cağırılan insanlardan kimlerin kastedildiği hakkında iki görüş zikretmişlerdir.


İkrimeye göre burada, İslam’a girmeleri istenen insanlardan maksat, Hazret-i Muhammede iman eden müminlerdir. Müminlerin İslam’a girmelerini istemekten maksat ise, onların İslamın bütün emirlerini yaşamalarını istemektir. Yani, ‘’Ey müminler, İslamın bütününü yaşayın.’’ Bu izaha göre ‘’Hep birlikte’’ sıfatı ‘’İslam’’ diye tercüme edilen kelimesine aittir. Bu hususta İkrime diyor ki: ‘’Bu ayet-i kerime, Yahudilerden olan ve İslam’a giren, Salebe, Abdullah b. Selam, İbn-i Yamin, Kab’ın oğulları Esed ve Üseyd, Şu’be b. Emr ve Kays b. Zeyd hakkında nazil olmuştur. Bunlar demişlerdir ki; ‘’Ey Allah’ın Resulü, Cumartesi günü, saygı gösterdiğimiz bir gündü. Bizi serbest bırak ta o güne uyalım. Tevrat da Allahü Teala'nın bir kitabıdır. Bizi bırak ta geceleri onun hükmüne uyalım.’’ İşte bunun üzerine ‘’Ey iman edenler,

İslama bir bütün olarak girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır.’’ ayeti nazil oldu.


Abdullah b. Abbas ve Dehhaka göre ise, bu ayette İslama girmeleri emredilen müminlerden maksat, daha önceki Peygamberlere iman eden ehl-i kitaptır.

Taberi ayet-i kerime’nin bütün iman edenlerin İslam şeriatına tüm olarak girmelerini emrettiğini, bu itibarla Resulüllah’a iman eden müminlerin de ondan önceki peygamberlere iman edenlerin de ayetin kapsamına girdiğini söylemiştir.

Ayette zikredilen ‘’Şeytanın adımları’’ından maksat, İslamın hüküm ve nizama ters düşen her şeydir. Cumartesi günü yasağına uyma ve İslam dinine muhalif olan diğer dinlerden herhangi birinin hükümlerine uyma da bu kabildendir.

Tefsirde de görüldüğü gibi İslam dünyada yaşayan bütün insanları yoluna çağırıyor. ‘’Hep birlikte itaata, barışa girin‘’ diye emirde bulunuyor. ‘’Sen islama girebilirsin, fakat diğeri ise giremez’’ diyerek ayrımcılık yapmaz. Öyle olsaydı, İslam, firavunu, nemrutu, ebu lehebi, ebu cehil vs. yoluna davet etmeye yanaşmazdı. Hangi ırktan hangi kabileden olursa olsun kendisine herkesi davet etmektedir. 


Diğer ayetlerinde Cenabı Allah Hazretleri şöyle buyurmaktadır;


‘’Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.’’


Rad Suresi, 25. Ayeti


‘’Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.’’


Kasas Suresi, 77. Ayeti


Daha önce ifade ettiğimiz gibi; İslam dini kötülüğün her türlüsüne karşı çıkar ve karşı çıkmaya devam edecektir. Çünkü gerek bedensel gerekse ruhsal sağlığını kötülükler bozmaktadır. Sadece geçen yüzyıllarda değil şu an yaşadığımız bu yüzyılda da kötülükler yaşanmaktadır. İslam ahlakı ile ahlaklanmayan bir toplum şiddet ve terör eylemi, hak, hukuka tecavüz, haksızlık yapıp haddini aşmak, zorbalık ve eşkiyalık yapmak gibi çirkin hal ve hareketler ne yazık ki ortaya çıkmaktadır. Allahu Teala celle celaluhu her duruma olduğu gibi bu duruma da sözünü söylemiş ve kullarına nasihat etmiştir. Bozgunculuğun ne kadar çeşidi varsa hepsini yasaklamış ve kötülük anlamlarını da kapsayan her tür eylemi lanetlemiştir. Her daim ihsanda bulunmayı emretmiştir. Çünkü ihsan kötülüğü ortadan kaldırıp yerine iyiliği getirir. Şüphesiz yeryüzünde iyilik var olduğu müddetçe barışta hep var olacaktır. Bu da ancak Allah’ın dini olan İslam ile mümkündür.


Bozgunculuk nedir? Ihsan nedir? Bunların anlamlarına bir bakalım:



Bozgunculuk;


  • Huzur, barışa ve esenliğe karşı düşmanlık etmek

  • Hak ve adalete aykırı bir davranışta bulunmak

  • Fitne ve fesat çıkarmak, Zulme meyilli olmak

  • Kibir ve saltanat, servet ile büyüklenmek

  • İman ve tevhide karşı, onunla anlaşmaya yaklaşmamak

  • Çirkin ve pis olan her şeyi tanımlamak, benimsemek

  • İlahi düzeni bozmak, ortadan kaldırmayı çalışmak

  • Yeni bir düzen getirmek, batıldan yana olmak




Ihsan;


  • Cansız, canlılara İyilik etmek, iyi davranmak

  • Karşılık beklemeden bağışta bulunmak

  • Yapılan herhangi işi güzel yapmak, yaptırmak

  • Allah'ı görür gibi ibadet etmek, kulluk etmek

  • Her daim iyilikten yana, kötülükten yana olmamak

  • Saygıda kusur etmemek, itaatte bulunmak

  • Düşünce ve hassasiyet duygusunu kazandırmak



İnsanoğlu bu hayatta iki yoldan birini seçmesi gerekmektedir;  Ya doğru ya da yanlış yolu. Bir de şu var ki, oda bir şeyin doğru gibi görünen, bir şeyin yanlış gibi görüne yollar vardır. Yıllar öncesinde var olmuş ve halen var olan Şiilik, Vehhabilik gibi. Burda insana düşen görev ise, iyi araştırmak, iyi düşünmek, doğru uygulamaktır. Allah'ın ve Resulün yoluna uymak yani 1400 sene önce yaşanmış bir islam ahlakını yaşamayı çalışmak. Bu adımı atmak için Mevla Teala Hazretleri kullarına akıl ve fikir vermiştir. Tercihi yapan insanın kendisidir. Bu nedenle hak yoluna uymayanlar Allah'a karşı zerre kadar zarar veremez. Belirlemiş olan yolun sonu iyimi veya kötü mü olacak, vefat ettiğinde görecektir. 


Kasas Suresini 77. Ayetin Tefsirini Kurtubi bizlere şöyle aktarmıştır:


"Allah'ın sana verdiği ile âhiret yurdunu ara!” Allah'ın sana verdiği dünyalık ile âhiret yurdu olan cenneti ara! Çünkü mü’mine lâyık olan dünya hayatında iken âhirette kendisine faydalı olacak yollarda harcamalarda bulunmaktır, zorbalık ve azgınlık uğrunda değil.

"Dünyadan da nasibini unutma" âyetinin anlamı hakkında görüş ayrılığı vardır. İbn Abbâs ve büyük çoğunluk (Cumhûr) şöyle demiştir: 

Sen dünyanda salih amel işlememek suretiyle ömrünü boşuna geçirme. Zira ancak âhiret için amel edilir. Dolayısıyla insanın dünyadan nasibi, ömrü ve o dünyadaki salih amelidir. Bu açıklamaya göre ifade son derece büyük bir öğüt taşımaktadır.

el-Hasen ve Katade ise şöyle demişlerdir: Sen helâlden istifade etmek ve helali talep etmek ve dünyada akıbetini göz önünde bulundurmak suretiyle, dünyadan payını almayı unutma, elden çıkarma!

Bu te'vile göre de âyette ona bir parça yumuşak ifade vardır ve onun canının çektiği işin ıslah edilmesi söz konusudur. Bu da, sert ifadelerden ötürü uzaklaşılır korkusu ile, kendisine öğüt verilene karşı izlenmesi gereken bir yoldur. Bunu İbn Atiyye söylemiştir. Derim ki: Bu iki te'vili İbn Ömer şu sözlerinde bir arada zikretmiş bulunmaktadır: "Ebediyyen yaşayacakmış gibi dünyan için ekin ek, yarın ölecekmiş gibi âhiretin için çalış!" el-Hasen'den şöyle dediği nakledilmiştir: İhtiyacından arta kalanı önden gönder (hayır yollarında harca) ve sana yetecek kadarın; da yanında alıkoy.

Malik dedi ki: Bu, israfa gitmeksizin yemek ve içmektir. "Nasib"inden kastın kefen olduğu söylenmiştir. İşte bu kesintisiz bir öğüttür. Sanki şöyle demiş gibidirler: Sen şu kefen diye bilinen nasibin dışında, malının tümünü terkedip gideceğini unutma!

Şairin şu beyiti de buna yakındır:

"Ömrün boyunca bütün topladıklarından payın,

içinde sarmalanacağın iki bez ve bir hanût (denilen kefen kokusu) dur."


Bir başka şair de şöyle demiştir:

"Önemli olan kanaattir. Hiçbir şeye değişme onu,


Büyük nimetler ondadır, beden rahatı ondadır.

Bütünüyle dünyaya malik olana bir bak,

Bir pamuk ile bir kefenden başka bir dünyalık beraberinde götürdü mü?"

İbnu'l-Arabî dedi ki: Bu hususta bana göre en güzel açıklama Katade'nin şu sözüdür: Sen helal olan nasibini unutma. İşte bu senin dünyadan alacağın nasibindir. Gerçekten, bundan da güzel ne vardır!

"Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et." Allah sana nasıl nimetler bağışlamış ise sen de O'na öylece itaat et ve ibadet et. Şu hadisteki bu ifade de ihsanı anlatmaktadır; "İhsan nedir? (Peygamber buyurdu ki): "Allah'a onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. " 

Müslim, I, 37, 39, 40; Buhârî, IV, 1793; Tirmizî, V, 6; Ebû Dâvûd, IV, 223; İbn Mâce, I, 24, 25; Müsned, I, 27, 51, 52, 319, II, 107, 426, IV, 129, 164.

Bir görüşe göre burada yoksulları gözetme emri verilmiştir. İbnu'l-Arabî dedi ki: Bu hususta pek çok görüşler vardır. Hepsinin ortak noktası Allah'ın nimetlerini, Allah'a itaat yolunda kullanmaktır. Malik dedi ki: İsrafa gitmeksizin yemek ve içmektir. İbnu'l-Arabî dedi 



ki: Görüşüme göre Malik bu sözleriyle ibadette ve kıt kanaat geçinmekte aşırı giden kimselerin görüşlerini reddetmek istemiştir.

Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) tatlıları sever, bal (şerbeti) içer. Közde kızartılmış şeyleri yer, soğuk su içerdi.

Bu anlamdaki açıklamalar daha önce bir kaç yerde geçmiş bulunmaktadır.


"Yeryüzünde de fesad isteme!" Masiyet işleme!

"Çünkü Allah fesâd çıkaranları sevmez."


Allahu Teala Hazretleri sadece dünya için değil ahiret için de bir şeyler yapmamızı yani hayırlı ameller işlememizi istemiştir. Sadece ahiret için değil dünya için de bir şeyler yapmamızı yani onun razı olduğu şekilde

çalışıp kazanmamızı istemiştir. Güzel Kelamında bunu güzel bir şekilde beyan etmiştir. Denge kurmamızı ve orta yolu seçmemizi tavsiye etmiştir, emretmiştir. Böyle adım atıldığında ferah duyar ve emin içinde olur insanoğlu. Daha önemlisi, Allah'ın razı oluşuna ve hoşnutluğuna nail olunur. Sadece dünya için veyahut sadece ahiret için çalışılsa denge bozulmuş olur. Aşırıya gidilmiş olur ve aşırıya gidenleri Hak Teala celle celaluhu sevmez. Çünkü sonsuz merhametinden ve rahmetinden dolayı kullarının zorluk çekmesini istemez. 


Şimdi Rad Suresini 25. Ayetine gelelim. Tefsirini ise Kurtubi şöyle yorumlamıştır;


‘’Yüce Allah ahdini yerine getirenleri, emrini bitiştirip ifa edenleri söz

konusu edip onların mükâfatlarını da zikrettikten sonra
"Allah'a verdikleri sözü andlarıyla sağlamlaştırdıktan sonra bozanlar..." âyeti ile de onların aksini söz konusu etmektedir.

"Ahdin bozulması (misak'ın nakzedilmesi)" Allah'ın emrinin terk edilmesi demektir. Akıllarını ihmal etmeleri anlamında olduğu da söylenmiştir. Bunlar yüce Allah'ı tanımak üzere akıllarını kullanıp düşünmeyen kimselerdir. "Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi" akrabalık bağlarını ve bütün peygamberlere îman etmeyi "koparanlar, 

yeryüzünde" küfür ve masiyetleri işlemek suretiyle "fesad çıkaranlar (var ya)! İşte lanet" yani ilâhî rahmetten kovulmak ve uzaklaştırılmak

"de onlaradır, yurdun kötüsü" yani dönülecek kötü yurt -ki o da cehennemdir- "de onlaradır."Sa'd b. Ebi Vakkas dedi ki: Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'ayemin ederim ki burada sözü geçenler Harurî'lerdir (Haricîlerdir.)’’

Bir insan başka bir insan ile herhangi bir meselede bir sağlam anlaşma yaptığında zamanı geldiğinde onun gerçekleşmesini diler. Bu anlaşmaya söz verildiğinde birgün vuku bulacağını arzu eder. Fakat anlaşma gerçekleşmediğini öğrendiğinde ise büyük bir hayal kırıklığına uğrayabilir. Çünkü söz insanların arasında önemli bir vasıtadır. O yerine getirilince ilişkiler güçlü ve güvenli, o yerine getirilmeyince ise zayıf ve güvensiz olur. Bu durum insanların arasında böyle iken Allahın arasında nasıl olur bir düşünün. Tarif edilmez bu durum. Tahmin edilmeyecek kadar kötü olur, onu söyleyebiliriz. Düşünsenize, Allahu Teala ile beraber olduğunu söylüyorsunuz, sonra vazgeçip onunla beraber olmadığını itiraf ediyorsunuz. Bu felaket olarak insana yeterlidir. Bütün alemi yaratan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyden güçlü olan Cenabı Hak Teala yolunu terk ediyorsunuz, çok aciz olan, her şeye gücü yetmeyen, ufacık bir sebepten kırılan ve yıkılan nefsine ve onun hevasına uyuyorsunuz. Söyleyin bana, bu ahmaklık değil de nedir? Allah'ın emrine tabi uymak insan için büyük bir iyiliktir aslında. İnsan onun yoluna girdiğinde aziz olur ve huzur bulur. Girmediğinde ise zelil olur ve bedbahtlık bulur. Yoluna girmemekle ancak kendine zarar verir, Rabbine değil. O şüphesiz dinini tamamlanacağını vaat ettiği için daima kazananlardan olacaktır. ‘’Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.’’ diye Saff Suresinin 8. Ayetinde yüce Mevlamız celle celaluhu çok açık bir

şekilde beyan etmişlerdir.  Böyle düşünürsek başka çare olmadığını anlarız ve Allah’ın dinine yöneliriz…


Bağışla, yakma bizleri

Ya Rabbel Alemin..


İster istemez hatalara düştük

Nefsimize uyup peşinden koştuk

Çok pişman olup piştikçe piştik

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Sen olmazsan yanıp kül oluruz

Sararıp solan kuruyan bir gül oluruz

Çok feryad eden bir bülbül oluruz

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Cehenneme ne olursun atma bizleri

Zalimlerin arasına ne olur katma bizleri

Azabın içine ne olur hapsetme bizleri

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Sana çok muhtacız, bırakma bizleri

Çok zayıfız, çok aciziz yakma bizleri

Ümitsiz edip ne olur yıkma bizleri

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Sahibimizsin bize yardım eyle ne olur

Günahlarımızı silip bizi affeyle ne olur

Bize sonsuz rahmetini bahşeyle ne olur

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin

Mahşerde yaklaştırma çok yanan o güneşe

Atma bizi yakıp kavuran o dehşetli ateşe

Yardımın olmazsa kul bulmaz asla neşe

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Kötülük ettik kendimize, hayra çıkar bizi

Bu günahlar çektirir, tüketir, yıkar bizi

Sanki bir kor olmuş içimizde yakar bizi

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Ancak sen günahımızı silip bizi pak edersin

Kullarına merhamet edip cennete davet edersin

Çaresizliğe düşmüş birine koşup himmet edersin

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Birsin, teksin, yücesin senin herşeye gücün yeter

Senin bağışlamanla ancak kulun derdi, tasası biter

Eğer bağışlamazsan kul kendini ümitsizliğe iter

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Sen çok sevilmeye, çok övülmeye layıksın

Bütün noksanlıklardan, kusurlardan uzaksın

Sen Kadirsin, sen Sübhansın, sen Cenabı Haksın

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Bir tek senin kapın vardır, senin güzel kapına geldik

Senin eşi bulunmayan, dillere destan rahmetine yöneldik

Senin mükemmel, kusursuz olan hak dininle yükseldik

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Kulların asla dayanamaz azaba, dayanamaz cehenneme

Af, mağfiret eyle bizleri, bizlere kötü kul diye hitap etme

Bizlere gazap etme, azap etme mekanımızı zidan eyleme

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Ne olursun bizi kendinden uzak tutma, sana çok muhtacız

Sen olmadan biz nasıl iyi oluruz, biz nasıl rahatlarız?

Seni zikrettikçe, sanatını fikredikçe ferahlar canımız

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin


Özür dileriz senden, biliyoruz, zalim şeytana kandık

Onun pis oyununa, akıl almaz hilesine aldandık

Sen bizim tek ilahımızsın, artık yüce kapına sığındık

Bağışla, yakma bizleri Ya Rabbel Alemin



Rabbel Alemin olan Allah celle cellahu hak

kelamına kulların haykışlarını şöyle aktarmıştır;



Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

"Hamd, Alemlerin Rabbi Rahman, Rahim Hesap ve 

ceza gününün maliki Allah'a mahsustur.Yalnız sana 

ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi 

doğru yola, Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna 

ilet, gazaba uğrayanlarınkine ve sapkınlarınkine değil.


Fatiha Suresi, 1-7.Ayeti



"Allah'ım!'' Bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, 

ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver. Bizi ateş 

azabından koru."


Bakara Suresi, 201. Ayeti


“Allah’ım! Bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, 

ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver. Bizi ateş 

azabından koru."


İbrahim Suresi, 41. Ayeti



Dünya meğer bir rüya imiş.. 



Kanmayalım o hain şeytanın sözüne

Su gibi akar gider bu geçici ömür

Bu yolun sonunda insanoğlunun gözüne

Ya gülistan ya da nar olarak görünür


‘’Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe

veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.’’


Tirmizi, Kiyamet, 26


……………………………………………………………………………………



Secdeye kapandım..


Baldan, soğuk sudan daha tatlı imiş

Yüce Yaradana yakın olduğumu hissettim

Ne güzel bir duygu, ne hoş bir esinti

O an sanki faniden ayrıldım, bakiye hicrettim


‘’Şüphesiz Rabbinin Katında olanlar, O’na 

ibadet etmekten büyüklenmezler; O’nu

tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.’’


A’raf Suresi, 206. Ayeti


Eğer namaz kılan kimse kendisini çevreleyen 

İlahi rahmetten haberdar olsaydı, asla

başını secdeden kaldırmazdı.’’




Hazreti Ali radıyallahu anh


……………………………………………………………………………………


Saygı ve Sevgi..



Sevgi vardır.. Peki o sevgi ne kadar samimi?..

Saygı vardır.. Peki o saygı ne kadar gerçek?..


‘’Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine

acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda

benzerler. Vücudunun bir uzvu hasta olduğu

zaman, diğer uzuvlarda bu sebeple uykusuzluğa

ve ateşli hastalığa tutulurlar.’’


Buhari, Edep 27; Müslim, Birr 66 (2586)


……………………………………………………………………………………


İnsana bir salih dost gerek..



Salih bir dost ışığa benzer. Işık olan 

bir yerde insan yolunu şaşırmaz..


‘’İyi arkadaş, güzel koku satan gibidir. Sana

koku sürmese de, yanında bulunduğun

müddetçe güzel kokusundan faydalanırsın.’’


Müslim


……………………………………………………………………………………





İnsan fani, Allah baki imiş..



Hayat dediğin bir kısa an imiş

İnsan dediğin çok aciz bir can imiş

Bunların ve herşeyin Sahibi

Yüce olan Rahim, Rahman imiş


‘’(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin

ve yerin mülkü Allah’ındır. Sizin Allah’tan

başka veliniz ve yardımcınız yoktur.’’


Bakara Suresi, 107. Ayeti


……………………………………………………………………………………


İnsan kendine ya iyilik 

eder ya da kötülük..



Allah'ın verdiği nimetiyle kul ya şükreder, ya da 

nankörlük eder. Ya aziz olur veya zelil olur. 

Ya bahtiyar olur, ya da bedbaht olur..


‘’Hasılı o size, kendisinden istediğiniz her

şey verdi. Öyle ki, eğer Allah’ın nimetlerini

tek tek saymaya kalksanız, imkanı yok,

onları toplu halde bile sayamazsınız.

Gerçekten insan çok zalimdir, çok nankördür.’’ 

(İbrahim Suresi, 34. Ayeti)


………………………………………………………………………………………………………



Haklıyı, haksızı ayırt edebilmek..



Sırf bir insan birini çok seviyor ve sayıyor diye 

haksız olduğu zamanda ‘’Sen haklısın’’ demeye

hakkı yoktur. Çünkü böyle yapmakla haklı olanı

haksızlığa sürüklemiş ve hakkına girmiş olur.

Haklı olduğu zaman haklı, haksız olduğu zaman

haksızdır derse insanların arasında adaletli

davranmış olur..


‘’Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve 

yakınlarınız için aleyhine bile olsa, Allah için 

şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) 

ister zengin olsun, ister fakir olsun; Çünkü

Allah onlara daha yakın. Öyleyse adaletten

dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer 

dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da

yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah 


yaptıklarınızdan haber olandır.’’’


Nisa Suresi, 135. Ayeti


……………………………………………………………………………………



Müslümanın darbe etmesi 

insana daha ağır gelir..



Kafirin Müslümanı vurması bir bıçak,

Müslüman Müslümanı vurması

bir kılıç darbesi gibidir..


Enes b. Malik nakledildiğine göre;


Resulullah sallallahu aleyhi ve 

sellem şöyle buyurmuştur;


‘’Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize

haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin.

Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir

Müslüman’ın din kardeşiyle üç günden

fazla küs durması helal olmaz.’’


B6076 Buhari, Edeb 62

……………………………………………………………………………………



 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol